Beyoğlu Balık Pazarı gitti gidiyor…

O köşedeki canım manav ürünlerinin tazeliği, tezgahı, pırıl pırıllığı ile hem bizim hem turistlerin gözlerini kamaştıran; sokağın tüm griliğine meydan okuyup mevsimleri müjdeleyen o canım köşe manav…

Sadece ufak bir tezgah kalmış artık. Arkasındaki alan, yani koca köşe dükkan, oluyor sana hediyelik eşyacı! Karşı köşesindeki hediyelik eşyacı manava taşınıyor, hediyelik dükkan köşesi ise meyhane oluyor. Dudu Odaları Sokak’ın köşesinden bahsediyorum. Manav da sanki bir dükkanın önüne tezgah açmış hissi veriyor. Kendileri her ne kadar, abla nasılsa hiç kullanmıyorduk içeriyi deseler de, aynı hissi vermiyor insana. Sonra dudak arasından ne yapacaksın diye mırıldanıyor…

O bizi karşılayan, yeşil, rengarenk köşe artık ucuz-lamine-kahverengi-kişiliksiz renkli bir hediye dükkanı. Diğer hediye dükkanlarından biri.

Tabii ki dükkanı kapatmaktansa, küçülmek ve işi devam ettirebilmek gerek. Ama neden bu durumlara düştük ki… 150 yıllık Balık Pazarı’nın geldiği hale bak…

Bizim, bodrum katında hala ne olduğunu bilmediğimiz, hatta şehir efsanelerinde bodrum katta kazları kesip satıyor diye ünlenen, yılların tavukçusu, kazcısı, ördekçisi, bıldırcıncısı ise çok oldu kapanalı. Yerine lokanta açıldı. Sanki hiç yaşamamış gibi, yok oldu gitti.

Balık Pazarı’nın tüm ruhuna aykırı en süpermarket yapaylığıyla boy gösteriyor, samimi ufak Üç Yıldız’ın karşısında, yanındaki ‘İstanbul’un en eski ekmek fırını bizde’ diyen fırın ise ışıltılı pastaneleri aratmıyor. Piramit şeklinde dizilmiş kurabiyeleri geçebilirsen ekmeklere ulaşabiliyorsun. Neyse ki bizim turşucu Petek, Sakarya Tatlıcısı, Cumhuriyet İşkembe Salonu, Üç yıldız, Galata Ciğercisi, Senin Ciğerci sokaklarını bekliyorlar. Balık Pazarı diye anılmalarını sağlayan balıkçılar ise artık tektük. Beyoğlu çıfıt çarşısı demeye az kaldı.

İstiklal Caddesi’nden girdiğin zaman sağlı sollu ucuz bijuteri ve hediyelikçileri geçebilirsen Mercan ve Şampiyon’a, sonra da sağlı sollu lokantalara… Kiralarını balık, gıda satarak ödeyemeyen eski esnafın dükkanları ise lokantaya dönüşüyor. Eh ancak alkol satarak o kiralar ödenir! -Aynı hikaye, borçlar kanunu 347.-

Dükkan sahipleri ise -gene aynı hikaye- ya işlerini devam ettiremeyecek kadar yorgunlar ve yaşlılar, eski müşterileri de yok artık onların her sabah kepenk açmasını sağlayacak, ondandır ki gidiyorlar. Terk ediyorlar yılların Balık Pazarı’nı… Dükkanlarını.

Beyoğlu’na zaten gitmek istemez olduk, tanınamayacak bir değişim sürecinde yıllardır zaten İstiklal Caddesi. Balık Pazarı da bundan en çok etkilenen yer. 2007’de yapılan yenileme ve restorasyon çalışmalarından sonra bence hızlı bir değişim gösterdi bölge. Bence yenilenme adı altında tekdüzeleşti ya neyse…

Manavların, balıkçıların tezgahları üzerinden sarkan sarı ampüllerin kendine has verdiği ışıltı, sokağa yansıyan o sarı renk ise büyük dükkanlardan süzülen beyaz floresan ışıkların yapaylığına teslim etti sokağı…

Gene ve hep yazıyorum, o son kalan esnafa sahip çıkın, çıkalım. O güzel dükkanların, insanların, İstanbul’u İstanbul yapan mihenk taşlarının devamı yok. Bare İstanbul’un sonuna yetişin…

Şaşırdım görünce, kısa bir video çekip instagramda my story’ye atmıştım, onu vimeo hesabıma yükledim.

IMG 9940 from Tuba Satana on Vimeo.