Kimliğimizi kaybediyoruz…

Hep o Depeche Mode şarkıları yüzünden. Alır beni başka bir zaman bağlar, kimliğimin o zamanlarına yol açar. O şarkıları dinlediğim yıllara, anlara, yerlere uzar giderim. Beni ben yapan zamanları, şarkılar üzerinden kurulan dostlukları, yaşanmışlıkları hatırlar tebessüm ederim. Yoldaysam sessiz kalamam, yanımdan geçenlerin tasvip etmeyen bakışları beni daha da eğlendirir ve daha da sesimi yükselterek söylerim şarkıları.

Beni ben yapan zamanlara geri dönüş şarkıların yanı sıra tatlarla olur, kokularla sürüklenirim bir o yana bir bu zamana. Kaynamış mısır kokusu, bahçede koca kazanda kaynayan mısırlara gönderir beni, şu an gözümün önüne bile geldi o olmayan bahçe, yaşanmış çocukluğum ve fokurdayan mısırlar. Tezgahta görür geçerim mısırları, dane dane dizilmiş, inci gibiler mazallah. Selfie bile çektirebilirsin yanlarında.

Kuzinenin üzerinde kaynayan çilek reçelinin biriken köpükleri gelir gözümün önüne, kaşıkla çaktırmadan üzerinden aşırdıklarım.

Hibrit tohum, konveksiyonel tarım, zehirli gıda, kendini domates sanan kırmızı kütle, gasp edilen tarlalar, göç eden çiftçiler, kesilen meyve ağaçları, kentsel dönüşüm, dolar endeksli beslenme, şarbon, Tekirdağ topraklarını seven Çin ayçekirdeği, Amerika’dan ithal edilmesi planlanan süt ürünleri gelmez aklıma, dimağıma. Nefis bir Rus film senaryosudur bunlar kanımca.

Yemeğe çalıştığın o lokmayı düşünmekten helak olursun. Ne kadar obsesif olmak istemezsen, o kadar içine çekilirsin. Ne kadar sakin kalmak istersen iste, duymayayım, okumayayım de, o kadar haber düşer önüne. Zaten kendini google’da haber peşinde gezinmekten alıkoyamazsın. Hele bir de sevdiklerini iyi besleyebilme çabası varsa!

Adıyla istediğimiz, sevdiğimiz, aradığımız meyveler de yiter gider, kimliğimizin bir parçası gibi. Ortak tat hafızamızı yazar ve çizeriz, anlatırız dilimiz döndüğünce. Eski İstanbul’u okuruz, eski lokantaları, Boğaz’ı, balıkları, mevsimleri, kirazı, Selim İleri, Refik Halid Karay, Ahmer Rasim, Ara Güler, Semavi Eyice, Salah Birsel, İlhan Berk ve nicelerinin kalemlerinde.

Yeni İstanbul mu… O da başka bir hikaye.