Ne oldu bize?

Ispanak almak için pazara ulaştığımda, sevdiğim üreticilerden birinin tezgahına yaklaşıyorum. Ispanakların başında yaşını almış bir kadın var. O yaştaki bir kadından heralde daha nazik davranmasını beklediğimden, ıspanaklara olan hunharca davranışına bir laf etmeden duramıyorum. Hem ondan sonra ıspanak alınamayacak şekilde sertlikle seçiyor, hem de beğendiği köklerin dış yapraklarını ayıklıyor, en orta yerlerini kağıda koyuyor. “Hanımefendi ne yapıyorsunuz, ayıklamasanıza” diyorum. Beklemediğim bir karşılık alıyorum; “Sana ne, senin tezgahın mı…” Şaşkınlıkla “Evet, diyorum benim tezgahım, hepsi bunların benim tezgahım, siz böyle yaparsanız, malın yarısı tezgahta kalıyor” diyorum. Daha da beter bir cevap, “git, çek git başka yere git, git başımdan!”

Sonra bu tartışma para ödeyen yakını ile devam ediyor, o da benzer şeyler, sana ne senin mi vs vs… Seçme ürünlerini alıp uzaktaştıklarında, “Hocam iyi yaptın, biz birşey diyemiyoruz” diyor üretici. “E, sen niye birşey söylemedin madem!” diyorum, “Söyleyemiyoruz hocam” cevabını alınca da şaşırmıyorum.

O an aynı tezgahta ileride bir genç hanım körpecik brokolilerin yapraklarını ayıklıyor, sadece floret’i alacak, gereksizce ona da laf atıyorum. Salak kafam, ama duramadım! “Ah yapmayın, o yapraklar çok lezzetli” diyorum, o da bana ayıkladıği bir buket yaprağı uzatıyor, “Buyrun alın” diye, ben gene şaşkın… “Sağolun, ben sizden sonra alacağım” yanımdaki bir hanım da, “ne yapacaksını o yaprakları” diyor, “cips yapacağım, fırında.” İş tarife ulaşmadan sıyrılıyorum, olay tarif değil.

Sonra üretici gene ‘”İyi ki söyledin, biz söyleyemiyoruz…”

Buğday Derneği’nden Batur’un yanına gidiyorum, hem fiyatları hem de ürün seçme alışkanlıklarımızı konuşuyoruz, o anda tam önümüzdeki tezgahta bir kadın tek tek, teeeek tek taze fasulye seçiyor, kocaman bir tepe tazecik fasulyeyi bir o yana bir bu yana dağıtarak, biz de onu seyrediyoruz. Batur anlatıyor, yerli tohum modası var ya, üreticiler atalık tohum kereviz ekiyor, uzun saplı ve yamru yumru olduğu için kimse almıyor diyor. Benim savım ise, organik pazarlar gelmeden önce büyük süpermarketlerden, manavlardan yani sebze meyve halinden alınan bir örnek ürünlere alıştırılmışız, organikte de onu almak istiyoruz.

Tek tek kiraz, tek tek çilek, tek tek fasulye seçiyoruz, her şeyi elleyip sıkıyoruz… Üretici de birşey söyleyemiyor, ne yapsın ne söylese ters anlaşılacak, müşteri ayağını çekecek, korkusu şu ki, belli bir mesafeden getirdiği ürünlerini satamayıp, zarar edecek. Haklı değil mi?

Başka bir üretici ile sohbet ediyoruz, diğer pazarda başına gelenleri anlatıyor, bir müşterinin 50 lira tutan mala 30 lira atıp gittiğini, üretici itiraz edince de bir de üreticiyi şikayet edeceğini söylediğini, avukat olmakla böbürlendiğini anlatıyor… Ayıp, demekle kalıyorum. Bu fütursuzluğa ne diyeceğimi bilemiyorum.

Pazara kadar geldim madem, istediğimi yaparım hakkını kendimizde buluyoruz. Avuçla fasulye alacağımıza tek tek alıyoruz. Ürüne saygı göstermiyoruz.

Ne oldu bize? Elimizdeki çokluğu, gözümüzün açlığını bastırmaya kullanamıyor muyuz?