Tuba Şatana

Dut esnafı

Hep deriz ya, buralar dutluktu diye… 1937 senesinde dut zamanı Cumhuriyet gazetesinde Halk Sütunu köşesinde Mecidiye Köyü’nden 4 dutçunun gelip belediye ile ilgili şikayette bulunduğu yazılmış. Tablalarının yeteri kadar boyalı olmayışından ve bezlerin eski oluşu bahane gösterilerek, çalıştırmadıklarını ve dutların dökülüp çürüdüğünü, ailecek aç kaldıklarından dert yanmış dut esnafı, ve…

Ekrem Muhİttİn Yeğen’İn Ardından

Hep merak etmişimdir, Ekrem Muhittin Yeğen’i. Zamanın Türkiye’sinin en verimli beyinlerinden biri de odur. Yenilikçi, vizyoner, mükemmeliyetçi bulmuşumdur onu. Bir insanı tanımak için yapıtlarına bakmak, incelemek, onunla ilgili çok şey öğretir zira, ama yemek kitabı yazarı, yemek öğretmeni dışında nasıl bir hayatı vardı, neden bu işlere soyundu? Çok bir şey…

Meyve ağaçları

Kiraz, canım kiraz!  İstanbul il toprakları, ülkede yetişen meyvelerin birkaçı dışında hemen tümünün yetişmesine elverişli… Akdeniz meyvesi limon ve mandalina’dan fındığa kadar yetişiyor… 1980 yılında ise İstanbul’da 53bin kiraz ağacı 703 ton kiraz verirmiş, ülke genelindeki payı ise %0,73 imiş. İstanbul’da en kârlı tarım kolu da meyvecilik, tüketim fazla. Sarıyer, Eyüp, Silivri,…

İstanbul’un havası

“Fikrimce İstanbul havasındaki dört mevsim kararsızlığını, düzensizliğini, dengesizliğini şöyle tarfi edebiliriz: Duvarda asıllı duran takvim yere düşmüş, yaprakları zamklı köşesinden yarılarak odaya gelişigüzel dağılmıştır. Okuması yazması olmıyan hizmetçi bunları toplamış, rasgele istif etmiş ve tekrar yerine koymuştur. İstanbul’da gerçek takvim, takvimcinin sıraladığı değil, işte ümmi hizmetçinin üstüste dizdiği ve mesela…

Sektör de evde, herkes evde!

Uzundur düzenli yazı yazmıyorum. Belki bu zaman vesile olur ve sayfamdaki Türkçe olan Köşe Yazılarıma kaldığım yerden devam ederim. Bu dönemde kafamdakileri, etrafımdakileri yazmanın iyi olacağını düşündüm, tanık olduğumuz dönemin hepimizin üzerinde bıraktığı değişik izler ve hayatımızın yeniden hiç olmamışçasına başlaması… Bilmemek… Bu girizgahtan sonra, gelelim bugünün yazısına… Türkiye yemek…

Bİr İstanbul adabı, PANDELİ…

Minicik kapıdan süzülüp, daracık merdivenden, mavi çinilerin arasından yılların aşınmışlığıyla yükselen merdivenlerden yukarıya doğru çıkarken bir heyecan kaplar içini, eğer ilk gelişinse neyle karşılaşacağını bilemezsin… Merdivenin sonuna ulaştığında tavanda muhteşem bir avize, solunda likör şişeleri ve kadehleri ve sağ tarafında Audrey Hepburn’un o muhteşem gülüşü ile kalakalırsın. Beyaz ceketli garsonların,…

Şehrİn mutfağı dedİğİn

Gelen, ailesini, akranını çağırmış zamanında. Hemşehriler ondandır ki hep aynı meslek grubunu üstlenmiş, devam ettirmiş. Sonra onlar da iş sahibi olmuş belki ve gene onlar da gene hemşehrilerini almışlar yanlarına. Hikayeler aynı. Rastladığım taksi şoförlerinin hiçbiri İstanbul doğumlu değil, ama çoğu doğdukları kente gitmiyorlar bile. Zaten kimseleri de kalmamış. İstanbul’da…

İncirim kaldırımda, gülüm sandıkta

Sokaktaki kedilerin bile döviz konuştuğu, kur konuştuğu bugünlerde ben gene kendi gündemime davet ediyorum sizi… İncir reçeline! Kaldırımlarda incir soyuluyorsa eğer… Bizim çiçekçilerin eli sigara değil incir tutar bu ay. İncirin sütü ellerini yalar yutar diye parmaklarının ucuna kestikleri plastik eldiveni geçirirler, bir de minicik keskin bıçakları vardır ellerinde. Çuval…

Karay, Mutfak ve Yemek Meselesİ

“Bir milletin edebiyatı, musikisi, mimarlığı yanında mutbağı da vardır. Yemeği güzel sanatlar derecesine yükselten aşçılarımızla öğünebiliriz.” Bir tasvirini okurken iki satırının arasından seni başka dünyaya çeker, onun kelimelerindeki mekan ve zamana gitmişsindir, artık şimdide değilsindir. Konaklar, lokantalar, restoranlar, mahalleler arasında dolaşırsın. Yemek severdir, ağzının tadını bilir ve yemek pişirmeye de…